Başka Bir Dünyanın Üniformaları

Fashion designer Dilara Fındıkoğlu on OMM and searching for the light in Anatolia

Kredi: Ali Gülşener

Londra’da yaşayan ve çalışan moda tasarımcısı Dilara Fındıkoğlu, 2015’te Central Saint Martins’den bazı sınıf arkadaşlarıyla sokak ortasında düzenlediği ses getiren defileyle mezun olduğundan beri moda endüstrisini etkisi altına aldı. O günden bugüne, Fındıkoğlu’nun couture’ün büyüsü altında tasarladığı, çok katmanlı, cesur, öte dünyadan kıyafetleri Madonna ve Rihanna gibi pek çok ünlü giydi.

Fındıkoğlu’nun tasarımlarında sık sık görülen temalardan biri de mitler yaratıp yok etmek; Mezopotamya figürlerini Hıristiyan ikonografisiyle yan yana görmek mümkün. Tasarımcı, OMM – Odunpazarı Modern Müze için oluşturduğu üniformalarla ilk defa bir sanat kurumuyla iş birliği yapıyor ve ilk defa ilhamını sadece “Çok saf ve yoğun bir enerji taşıyan, anaerkil,” sözleriyle tanımladığı Anadolu’dan alıyor.

Dilara Fındıkoğlu OMM ile ortak üretiminde başka bir dünyanın, Türkiye’ye ait hayali bir uzay istasyonunun, gelecekteki yeni bir gezegenin üniformalarını yaratıyor.

OMM: OMM’la yollarınız nasıl kesişti?

Dilara Fındıkoğlu: İdil Tabanca ile BULLETT dergisinden tanışıyorum, öğrenciyken arkadaşım Asya Çetin’le dergi için birkaç çekim yapmış, İdil’le New York’ta tanışmıştık. Daha sonra müze için yaratılacak parçaları konuşmak üzere bir yemekte bir araya geldik, İdil’den müzeyi ilk dinlediğimde çok heyecanlandım. Bence OMM, Türkiye’yi değiştirecek bir proje olacak. Özellikle genç kuşakta “yurt dışına gitmezsem işlerimi sergileyemeyeceğim” kaygısı görüyorum. Bu böyle devam etmek zorunda değil. OMM çok iyi işler yapan sanatçıların yurt dışına gitmek zorunda olmadan işlerini dünya ile paylaşabilecekleri bir yer olacak. O anlamda da hem gençler için, hem de dünyanın Türkiye’ye dair algısının değişmesi için iyi bir fırsat olacak.

OMM: Müze için tasarladığınız üniformalarda—ki belki üniforma değil koleksiyon demek daha doğru—yola çıkış noktanız ne oldu?

DF: OMM için hazırladığım parçaları başka bir dünyanın üniformaları olarak düşünebiliriz. Kendi kurgumda müzeyi Türkiye’deki bir uzay istasyonu olarak hayal ettim. Parçaları da bir film için kostüm yapıyormuş gibi tasarladım.

OMM: Daha önceki tasarımlarınızda Mezopotamya mitolojisi dahaön planda, burada ise Kibele’yle, Medusa’yla daha katkısız Anadolu motifleri görüyoruz.

DF: Genellikle Avrupa’da gördüklerimi Türkiye’de kendi deneyimimden gelen şeylerle birleştirmeye çalışıyorum. Bu proje Türkiye’de olduğu için kendi topraklarımızdaki malzemeye çok daha yoğun yöneldim. Zaten Türkiye’de o kadar çok malzeme var ki başka bir şeyle birleştirmek istemedim. İlham aldığım bir diğer nokta ise Anadolu’nun anaerkilliği oldu. Toplum şu anda ataerkil gibi görünebilir, ancak biraz geriye gittiğimizde çok yoğun toprak, hilal gibi kadını temsil eden semboller, kadın figürleri var. Kadın-erkek eşitliği bizim için Batı’dan gelmiş bir şey değil.

Kullandığım motiflerden Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa, en büyük feminist sembollerden biri. Güçlü olan kadın canavar gibi gösteriliyor, sesinin kesilmesi için kafası kesiliyor, etkisiz hale getiriliyor. Kafasının kesilmesi, kadının sesinin yok edilmesini simgeliyor. Benim için günümüzde kadınların hep susturulması ve bastırılmasını da temsil ediyor.

“Buradaki enerjiyle yaratılan ve yurt dışında da çok ses getireceğini inandığım bu müze konusunda çok büyük bir heyecan duyuyorum.” — Dilara Fındıkoğlu

Birçok kişi Türkiye’yi bir bataklık olarak görebilir, ama ben ülkemizde umut ve gelecek görüyorum. Tasarladığım kıyafetlerde hem zihnimdeki Türkiye’yi, hem de hayalini kurduğum geleceği yansıtmaya çalışıyorum.

OMM: Koleksiyonda gerçekten yaşamış insanlardan da esinlendiğinizi biliyorum. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Nezahat Onbaşı bu isimlerden biri.

DF: Önemli hikayeler anlatılırken hep erkekler konuşuluyor, kadınlar unutuluyor gibi hissediyorum. Ben sembollerin yanı sıra Nezahat Onbaşı, Halide Edip, Kara Fatma gibi gerçekten var olmuş kadınlara da bakarak koleksiyonu tasarlamak istedim. Nezahat Onbaşı örneği benim için çok ilham verici. Amerikan kültüründe savaşlarda kadınların çoğu zaman yapabildiği en “büyük” şey hemşire olmak. Cephedeki erkekler motive olsun diye pin-up kızları destekleniyor, Marilyn Monroe Vietnam’a moral vermeye gidiyor. Kurtuluş Savaşı’nda kadınlar ve erkekler yan yana savaştı, kadın hiçbir zaman “eğlence” unsuru değildi. Bunu işimin bir parçası olarak yansıtmak istedim.

OMM: Koleksiyonlarınızda toplum ve dinin izleri hep var, couture parçalarınız bir ibadet yerinin loşluğunu taşıyor. Bu pencerelerden Anadolu’ya baktığınızda ne görüyorsunuz?

DF: Bir önceki koleksiyonumun adını “May the Darkness Light the Way”, yani “Karanlık yolu aydınlatsın,” koymuştum. Anadolu insanlık tarihinin başladığı yer, hem çok saf ve yoğun bir enerjisi var, hem de istilaların yaşandığı, dinlerin yayıldığı topraklar olduğu için zor bir tarafı var.

Tarih boyunca karanlık insanlar aydınları, bu topraklara yeni düşünceleri getiren insanları suçlayıp cezalandırmış; aradan birkaç yüzyıl geçince ise cezalandırdıkları insanları aziz ilan etmiş. Artık ben, aradan yüzyıllar geçmesine gerek kalmadan insanlar bir şeyleri anlasın, zaman kaybetmeden iyilik ve aydınlık yayılsın istiyorum.

Anadolu’ya dönmek gerekirse, buradaki enerjiyle yaratılan ve yurt dışında da çok ses getireceğini inandığım bu müze konusunda çok büyük bir heyecan duyuyorum.

Eskizler
Eskizler (Kredi: Dilara Fındıkoğlu)

Daha fazla

Açılış cover image

Açılış

Açılış gününden fotoğraflar

Bir Yaşam Mekanı Olarak Müze cover image

Bir Yaşam Mekanı Olarak Müze

Proje mimarları Kengo Kuma ve Yuki Ikeguchi OMM binasını konuşuyor

Bu sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Çerez politikası.